tüm yazılarım

Güliver’in Seyahatleri ve Türkiye’de yazar olmak!

 

Ne zenginler varmış!

Üniversitede İngiliz Edebiyatı derslerinde, “Güliver’in Seyahatleri” adlı kitabı da ele almıştık. Bu sayede, sözü geçen bu romanın aslında çocuklar için yazılmış bir masal kitabı değil, gerçekte, dönemin siyasî olaylarının eleştirildiği bir hiciv kitabı olduğunu öğrenmiştim. Öğrendiğim başka bir şey de, Jonathan Swift’in bu kitabı, zengin bir kentsoylunun konağında uzunca bir süre misafir edilerek ve bütün masrafları karşılanarak yazmış olduğuydu. Yine bizden bir düşünürün hayatını okurken, Tahir Paşa adlı eşraftan birisinin, konağında ulema ve edipleri misafir edip, onlara çalışma ortamı sunduğunu öğrenmiştim.

Çakma Kentliler!

“Güliver’in Seyahatleri”romanın yazılma hikâyesini hatırlayınca, yazarlara veya akademisyenlere: “Sen niye Çin’den çakma pisiklet getirmiyorsun? O işte daha çok para kazanırsın” diyen günümüz “çakma” kentlilerini düşündüm. Aslında, bunun bir kuyumcuya: “Sen niye hırdavatçılık yapmıyorsun?” diye sormaktan farkı yoktur! Söylenmek istenen şey: “Bu muhitte altının kıymeti bilinmez. Sen hırdavat satsan daha iyi olur” gibi bir şeyse, bunu anlarım. Ama bu durumda da soruyu soran kişinin kendisine “Biz nasıl bir semtte yaşıyoruz ki, biz veya ben, altının kıymetini bilmiyoruz?” şeklindeki ikinci bir soruyu yöneltmesi de şart olur!

Ben yazarım; üretim tarzım bu!

Bir işadamı veya işkadını öncelikle kendi şirketi için para kazanır veya kendi kasasından para kaybeder. Bir düşünür veya yazar ise, kendisiyle birlikte başkalarına kazandırır veya kaybettirir. Bir işadamının varidatı ortada değildir; kasası kilitlidir. Bir yazarın varidatı yani kazandığı şeyler, ortadadır; mesela şu anda okumakta okuduğunuz yazıyla benim yaptığım gibi halka arz edilir. Düşünsel kaybına veya kazancına kitleleri ortak eder. Aynı zamanda da, ürettiği şeyin kalitesiz veya kaliteli olduğuna karar verecek yetkinlikte bireyler ve bunları yetiştiren bir kültür ortamı gereklidir. Çünkü sözgelimi bir ürünün pazardaki rayici bellidir, ama bir yazarın kıymeti olsa bile, bunun anlaşılacağı bir zemin olması lazımdır. Böyle bir zemin yoksa, yazar çok çalışan bir emekçi olduğu hâlde, maddî sıkıntılar çekebilir.

Sen İthalat yapıyorsun ben İhracat-dışa vurum!

Başka bir deyişle bir işadamının sözgelimi ithalat işlemlerini projelendirmek için kullandığı zihinsel enerji ve mesaiyi bir yazar, sosyal bir sorunu düşünmek ve bulgularını yazı yoluyla paylaşıp-dışa vurmak için harcar. Bir çok konuda bir çok kişiye çözümler de sunar. Ama yazarın işinde hemen ortaya çıkan maddî bir kazanç yoktur. Yani onun hasılatı para değildir. Eski zamanlarda ve birkaç kuşaktır zengin olan ailelerden gelen varlıklı kişiler, yazarların, odaklanma gerektiren ve önemli bir iş yaptıklarını anlayabiliyorlardı. Ayrıca bir yazarın veya düşünürün ortaya koyduğu tespit ve çözümlerin çevresindekilere olan yararlarını takdir edebiliyorlardı. Çünkü bunu sağlayacak bir geçmişe ve birikime sahip oluyorlardı. Bu sebeple çalışmalarını kıymetli buldukları yazarlara destek olmuşlar ve onların yollarını açmışlardır. Çünkü yazmanın müstakil bir iş olduğunu, yazarların özellikle para kazanmak için uğraşmamaları gerektiğin, zaten bir üretimleri olduğunu fark etmişler ve ortaya çıkan ürünlere alıcı oluyorlardı.

Çakma kentliler kendilerine hangi soruları sorarlar?

Bugünün sorunu yazarların veya düşünürlerin insanların sorunlarına çözümler önermemesi değildir; bunların kıymetli olduğu da biliniyor. Ama bugünün kentlisi, ufak bir işini gören taşeron firmaya duyduğu mihneti, kendisine hayatî tavsiyelerde bulunan bir yazara karşı duymamaktadır. Üstüne üstlük bu kişiler kendilerine “ben bu kişinin kendi alanında ilerlemesine nasıl yardımcı olabilir?” sorusunu sormak yerine, “Onu nasıl mahcup edebilirim?” gibi sorular sormaktadırlar! Dolayısıyla eylemler de, onların zihinlerinde yer verdikleri sorulara göre şekilleniyor!

Benim farkındalığım senin farkındalığını döver!

Birisinin bir yazarın finansal durumumla ilgili bir farkındalığı olabilir, fakat bu konuda ne yapabileceğini düşünmek yerine, “Ben zenginim, sorgulayabilirim!” mantığıyla garip sorular sorar. Hâlbuki bir yazarın muhatap olduğu kişiyle ilgili olarak sahip olduğu farkındalık daha kapsamlıdır. Bununla birlikte özellikle eğitimci bir yazarsanız, insanın aslında ne denli kırılgan olduğunu bildiğinizden dolayı, bu farkındalığın doğurduğu tespitleri muhatabınıza yeri geldikçe, dikkatle ve uygun bir dille aktarırsınız veya bazılarını zamana bırakırsınız. Ve bir yazarın fark ettiği bu şeyler, aslında çok daha hayatîdir. Mesela bir gün birisi bana dalga geçerek: “Yazıyorsunuz da ne işe yarıyor?” demişti; bu beni incitmedi, çünkü yazıyor olmamın bir işe yaradığının farkındayım. Ama ben ona: “İnsanlarla, onların kişisel merakları ve ilgi alanlarıyla ilgili tutumunuzu düzeltmezseniz, akrabalarınız dahil herkes sizi bırakıp-gidecek” dediğim zaman acı ve daha kötüsü kuvvetli bir tahminde bulunmuştum. Sonra da ne yazık ki duyduğuma göre dediğim gibi de olmuş!

Sizin olmadığınız yerde biz varız!

Siz ofisinizdeyken, ithalat-ihracat yaparken, memuriyetinizi icra ederken, toplantınız olduğu için akşamları eve geç gitttiğiniziniz saatlerde, çocuklarınız, kuzenleriniz, akrabalarınız, arkadaşlarınız, kısaca sevdiğiniz kişiler bizim, yani yazarların yazdıklarını okuyorlar. Yazılarımızla onların düşünce yapılarını, ilişkilerini, ruh hallerini kısaca hayatlarını şekillendiriyoruz.

“Kıymetimizi bilin!” derim başka şey demem!

.Savaş ŞENEL

İngilizce Eğitim Danışmanı

& İletişim ve Yazarlık Koçu

This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

Bu yazıma eşlik eden albüm: Bülent Ortaçgil: 2. Perde

Bu yazımla ilgili film önerim: Finding Forester (2000)

Bu yazımla ilgili olarak kitap önerim: Jonathan Swift: “Güliver’in Seyahatleri”

 

İngilizce-yabancı dil öğrenmekte neden zorlanıyoruz?-İkinci bölüm

Bu yazının birinci bölümünde sizi hayal kırıklığına uğratmış olabilirim, çünkü okurun bu tür yazılara genellikle “kısa yolun kısasını” bulmak için baktıklarını biliyorum. Fakat bu konuda verimli ve nispeten kısa olan yollar bulunsa da, ne yazık ki “kısa yolun daha kısası” yok!

Ben bu yazımda da, İngilizce-yabancı dil öğreniminde bizi engelleyen sorunları, onların çözümlerini ve uzun vadede istediğiniz sonuçları getirecek olan verimli yöntemleri önermeye devam ediyorum.

İngilizce öğretmenlerinin asenkron eğitimden ürkmeleri

İngilizce veya yabancı dil öğretmenleri abartılmış bir merkeziyetçi anlayışın etkisiyle öğrenim sürecinin asenkron olmasını engellemektedirler. “Asenkron öğrenim” kavramı, öğretmenin denetiminde, ama ondan bağımsız olarak öğrenebilmek demektir. Mesela internet asenkron bir araçtır. Benim yazılarımı gece yarısı ve ben uyuyorken okuyabilirsiniz. Yazılarım benimdir, ama benden bağımsızdırlar. Bunun gibi, İngilizce öğrenen birisi de, taşıtlarda İngilizce hikâyeler dinleyebilir, evinde film seyredebilir veya radyo dinleyebilir. Fakat ben bunları teşvik eden çok az öğretmen görüyorum. Hâlbuki bu etkinlikler, öğrencinin sanal olarak İngiltere veya Amerika’da yaşar gibi dil edinmelerini sağlarlar. Ama öğretmenler, filmlerin ve sesli dokümanların sınıf dışında da, İngilizce öğrenmek için kullanılabilecekleri gerçeğine karşı ilgisizdirler. Bir meslek erbabının işiyle ilgili verim artıracak metotlara ilgisizliği, bir tür cahilliktir. Verimli yöntemlerin ihmaliyle ortaya çıkan para ve zaman kaybını ve ayrıca başarısızlık hissinin öğrencilerdeki etkisini düşününce, bu cehalete bir tür “ihanet” de diyebiliriz.

Kişinin Ana dilinde yetersiz oluşu:

Bu konuya en duyarsız kitlelerden birisi, Ne yazık ki yabancı dil öğretmenleridir. Meslektaşlarımın bu konuyu yeterince önemsemediklerini düşünüyorum. Aksine öğrencilerini neredeyse kendi ana dillerine küser bir hâle getirmektedirler. Bir eğitimci olarak, alanım ne olursa olsun, öğrencinin ana dildeki yetkinliği benim de ilgi alanıma dahildir. Her konuda olduğu gibi yabancı dil öğrenme konusunda da inancım budur. Bir insanın yabancı dildeki yetkinliği hiçbir zaman ana dilindeki yetkinliğini aşamaz. Yabancı dil öğrenen kişiler, kendi ana dillerinde de okumaya ve dinlemeye teşvik edilmeli, gerekirse programa ana dille ilgili dersler de konmalıdır. Ana dilini iyi yazan, okuyan veya konuşan bir öğrenci yabancı dil öğreniminde de avantajlı durumdadır. Yabancı dildeki hedeflerin yüksekliği ölçüsünde, ana dilde de yetkin duruma gelmek gerekir.

Öğrencilerin zayıf bir genel kültüre sahip olmaları

Ana dil zaafı yanında genel kültürdeki zaaf da ciddî bir sorundur. Bu yüzden yabancı dil öğretmenleri, ne yazık ki çoğu kez dil öğretiminden çok kavram öğretmekle zaman kaybederler. Hayatla ilgili ileri fikirlere sahip olmayan birisi, ne kendi ana dilinde ne de başka bir dilde ileri gidemez. Genel kültürünü geliştirmek, yabancı dilde büyük oranda yardımcıdır. Hatta TOEFL, YDS, ÜDS, KPDS vs gibi sınavlarda genel kültürün genişliği şaşırtıcı bir oranda yardımcıdır. Bence söz gelimi TOEFl sınavı İngilizcenizi ölçmez, hayatla ilgili birikiminizi ölçer ve bunu yapmak için kullandığı dil İngilizcedir.

Bu sebepten dolayı, yabancı dil öğretmenleri öğrencilerini okumaya ve genel konularda kültürlerini artırmaya teşvik etmelidirler.

Öğrenciyle öğrenmek istediği dil arasında duygusal bağ kurulmaması.

Değişik kurslarda yaptığım görüşmelerde ve incelemelerde, öğrencilerin duygusal canlılar olduklarının göz ardı edildiğini görmekteyim. Bir insan kullandığı bardakla bile duygusal bağ kurmak ister. Kullandığımız eşyaları bile, sadece işe yararlıklarını ölçü alarak değil aynı zamanda duygularımızla seçeriz. Bu açıdan, insanlar ne kadar mantıklı olduklarını iddia etseler de, ilgilendikleri konuyla duygusal bağ kurmak isterler. Dolayısıyla söz gelimi Çince öğrenen birisinin o dile ve kültüre duygusal bağ kurmaya ihtiyacı vardır. Bu, o ülkeye veya o dile âşık olmamız gerektiği anlamına gelmez.

Bu açıdan yabancı dil öğretmenleri, öğrencilerin öğrendikleri dile ve o dili konuşan ülkelere karşı duygusal bir ilgi kurmaları konusunda yardımcı olmalıdır. Bu amaçla, o ülke ziyaretleri veya o ülkeyle ilgili filmler seyrettirilmesi yararlı olacaktır.

Yabancı dil öğretiminde araç ve gereçlerin kullanılmaması, bu konunun önemsenmemesi

Ne yazık ki yabancı dil öğretmenleri, çoğu zaman “kahraman rolüne” soyunmaktadırlar. Öğrenciler, öğretmenden başka kaynak tanımazlar, yabancı dilde filmler seyredebileceklerini veya ses dosyaları dinleyebileceklerini ve bu şekilde her yerde yabancı dil öğrenmeye devam edebileceklerini bilmezler. İstisnalar dışında yabancı dil kursları veya okullar mobilyalara yatırım yaparlarken, kitaplıklara veya araç-gereç arşivine yatırım yapmazlar. Hâlbuki kurum imkânlarını kullanarak yabancı dilini geliştiren öğrenciler, kendilerine bu ortamı gördükleri kuruma daha çok öğrenci getirecektir. Öğrencilerini araç ve gereçlerle desteklemeyen bir yabancı dil kursunun veya okulun, bu konuda samimî olduğunu düşünmüyorum.

Bu sebepten dolayı, yabancı dil öğreten kurumların DVD filmler, sesli yayınlar ve yabancı dilde yayınlar bulundurmalıdırlar ve öğrencilerini bunları kullanmaya teşvik etmelidirler.

Eğitim sisteminin öğrencilerin algı sistemlerine göre yapılanmayışı

Ülkemizde ve dünyanın bir çok yerinde, belli bir sayıda öğrenci ortamda ve aynı tarzla öğrenmeye zorlanmaktadır. Hâlbuki insanların öğrenme tarzları ve algı sistemleri farklıdır. Bu durumda kendi öğrenme tarzına göre ders almayan kişiler, bir tür “körlük” veya “sağırlık” yaşamaktadırlar. Bu sistemin değişmesi çok zaman alabilir. Bu açıdan hiç değilse ders dışında, öğrencilerin kendi algılarına göre kullanabilecekleri yöntemler ve araçlar tavsiye edilirlerse, bu durum dengelenebilir.

Bazı öğrenciler, dinleyerek bazıları da seyrederek öğrenmeye meyillidirler. Bu konuda çalışma yapılmalı ve öğrencilerin algı sistemlerine ve kişiliklerine göre filmler, ses dosyaları, kitaplar ve benzeri araçlar önerilmelidir.

Yabancı dil kurslarında ve bu yönde eğitim veren okullarda sağlam bir danışmanlık sistemiyle öğrencilere bilgi verilmeli ve danışmanlık yapılmalıdır. Bu konudaki masraf, mutlaka geri dönecektir.

Dilerim, bunca masraf yapılan bu alanda “fantezi” etkinliklerle değil reel çözümlere odaklanırız.

Savaş ŞENEL

İngilizce Eğitim Danışmanı

& İletişim ve Yazarlık Koçu

This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

Bu yazıma eşlik eden melodi: Dire Straits: “Brother in Arms”

Kitap önerim: Nermi UYGUR: “Dilin Gücü”

Film önerim: American Gangster (2007)

Konuyla İlgili link:

  • www.dilfelsefem.blogspot.com
  • DERSLERİM, HİZMETLERİM VE SEMİNERLERİM

    Herkese güzel bir gün diliyorum...

    Online (skype gibi ortamlarla), karşılıklı veya telefonla, İngilizce, iletişim ve yazarlık dersleri devam etmektedir.

    Bunun yanında özel dersler için sizin seçtiğiniz mekânları kullanabileceğimiz gibi, Beşiktaş'ta ITEBS Yurt Dışı Eğitim Danışmanlığı ofisini

    veya

    Üsküdar'da Üsküdar Rizeliler Eğitim ve Kültür Derneği Ofisini kullanma olanağımız bulunmaktadır.

    Ayrıca seminerlerim için davetlerinizi beklerim:

    Savaş ŞENEL: Dersleri, eğitimleri ve seminerleri

    Dersler yanında Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı konusunda, İngilizce iş yazışmalarında da sizlere destek olma imkânımız bulunmaktadır.

    Ortak çalışmalarımız olması dileğiyle görüşmek üzere

    Savaş Şenel

    İngilizce-Yabancı Dil Öğrenim Danışmanı &

    İletişim & Yazarlık Koçu

      -----------------

    Medyatik Terapi: Kitaplar, filmler, hikâyeler vs gibi araçlarla kişisel dönüşüm

    Online Dersler-eğitimler

    Savaş ŞENEL hakkında bilgi alabileceğiniz linkler

    Savaş ŞENEL'in verdiği dersler, eğitimler ve seminerler

    Savaş ŞENEL: Vizyonu, Misyonu ve Değerleri

    Savaş ŞENEL'in resmî sitesi

    Savaş ŞENEL'in Yazmış veya Tercüme etmiş olduğu kitaplar

    Savaş ŞENEL'in seslendirilmiş şiirleri-Yazıları

    Savaş ŞENEL'in ortak çalışmalar yaptığı kişiler-kurumlar

    (Alfabetik sırayla)

    Arıtan Yayınevi

    ITEBS: Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı

    http://nedenkitap.com/

    http://uskudar34.com/

    http://yusufsert.com.tr/

    Savaş ŞENEL'in yazılarının yer aldığı süreli yayınlar (Alfabetik sırayla)

    Akıllı Bilgi

    ITEBS: Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı kurumsal web sitesi

    Milliyet Gazetesi Sizdensiz Sayfası

    Sugarpare-Yazarın Günlüğü

    Üskudar 34 Haber sitesi

    Üsküdar Postası Yerel Gazete

    Üsküdar Rizeliler Eğitim ve Kültür Derneği Websitesi

    Savaş ŞENEL'in İletişim adresleri:

    This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

    This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

    This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

    Skype: savas.senel

    Savaş ŞENEL-Facebook Resmî-Türkçe sayfa

    Savaş ŞENEL-Facebook Resmîİngilizce sayfa

    Facebook: Savaş ŞENEL-Düşünür de Yazar

    Facebook:Her gün 1 İngilizce Cümle-1 English Sentence for Each Day

    İngilizce öğrenmek için kullanılabilecek kaynak e-grubu

    Facebook: Latif İnsan-İletişim Okulu

    Facebook: Latif İnsan-Yazarlık Okulu

    Twitter: www.twitter.com/savassenel

    Linkedin: Savaş ŞENEL

    ---------------

    Kitabın İkinci baskısı özel-Cep Boyutunda yapılmıştır.

    Okurlarıma teşekkür ediyorum.

    Kendiniz ve dostlariniz icin guzel bir hediye:

    Kitap hakkında bilgi almak için bu satırları tıklayınız.

    Kitabı satin alabileceginiz bir site: www.kitapyurdu.com

    Kimin Batıl İnançları Yoktur ki?

     

    Batıl inançlar, kaybolurlar mı? Sanmam, Güncellenirler. Buyurun çağdaş batıl inançlara bir bakın. Bunların bazılarını ifade ediyoruz, ama bazıları da zihnimizde ve gizlice davranışlarımızı etkilerler. Listeyi incelerken kendi zihninizi de yoklayın derim.

    Modern Batıl İnançlardan seçmeler

    İşletme mezunları iyi birer işletmecidirler.

    Halkla ilişkiler mezunları çok girişken kişilerdir.

    Diplomanızı aldığınız alanda çalışmalısınız.

    Bilgisayar kullanmak, çocukları daha zeki yapar.

    İnternet varken, kitaplara gerek olmaz!

    “Ben tilkiyim, ama çocuğum aslan olacak!”

    Şiir okumak duygusal insanların işidir.

    İş hayatında duygulara yer yoktur.

    Yoksulun çocuğu da yoksul olur.

    Aşk olmadan evlilik olmaz.

    İngilizce öğrenmek zordur.

    Öğretmen konuşur, öğrenci dinler.

    Kitap okumak, fakirler için lükstür.

    Sarışınlar aptaldırlar.

    “Okul bitsin, kendimi geliştiririm.”

    Sadece zenginler kitap okur.

    Bilgiye para verilmez.

    Üniversite mezunuysan işin hazır.

    Girişimciler, diploma sahibidirler.

    “Komşum, kayınbiraderim v.s. yapamadı ben de yapamam.”

    Diploması olan her şeyi bilir.

    “En iyisi memur olmak.”

    “Darbeler bizim iyiliğimiz içindir!”

    Garsonluk, seçkin bir meslek değildir.

    Para her şeyi satın alır.

    Para, önemsizdir.

    “Çok gencim, başarılı olamam.”

    “Çok yaşlıyım, başarılı olamam.”

    Sadece zenginler, fakirlere yemek ısmarlar; fakirler zenginlere yemek ısmarlamazlar.

    “Başarılı olmak için babamın zengin olması lazım.”

    İnternet alışverişi Türkiye’de yaygınlaşmaz.

    Bizi ithal ürünler bitirdi.

    Sigara, içeni karizmatik gösterir.

    Bir ürünün bütün giderini, son kullanıcı ödemelidir.

    İndirimli alışverişler tüketici için iyidir.

    Toptancı ve perakendeciler, ticaret hayatının ayrılmaz parçalarıdır.

    “Ben küçük esnafım, internetle işim olmaz.”

    “İnternetle bir ilgim yok.”

    “Televizyon her türlü bilgi ve gelişim için yeterlidir”

    “Ben hiçbir şey “pazarlamıyorum.”

    “Çocuklarımla zaman geçiremiyorum ama iyi bir babayım.”

    “Eşimi çok iyi tanıyorum.”

    “Çocuğumu çok iyi tanıyorum.”

    Üniversite öğrencisi sadece derslerle ilgilenmelidir.

    “Birbirimizi seviyoruz, bu da yeterli.”

    “İyi bir insan, onunla iş ortaklığı yapmamız için bu yeterli.

    Daha refah dolu bir hayat için arkadaşlar ve çevre değiştirilmez.

    “Arkadaşlarım beni kıskanmaz.”

    O benim arkadaşım, benim kız/ erkek arkadaşımda gözü olamaz.

    Arkadaştan maddi bir şey beklenmez.

    Dostla alışveriş olmaz.

    Biz bir şirket değiliz, aileyiz.

    Çince öğrenmek zordur.

    Yabancı dil, o dilin konuşulduğu ülkede öğrenilir.

     

    Savaş ŞENEL

    İngilizce Eğitim Danışmanı

    & İletişim ve Yazarlık Koçu

    This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

    This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

    Bu yazıma eşlik eden melodiler: Göksel Baktagir: “Kurdî Saz Semaisi - Masum Ask”

    Erkan Uğur: “Beyaz Giyme, Toz olur”

    Bu yazıma eşlik eden tütsü-aroma: Gül

    Film önerim: The Edge (1997)

    Kitap önerim: Jacques Salome-Sylvie Galland: “Ah kendime bir kulak versem!”

     

    Teoman… Melankolinin kankası, alkolün ve sigaranın manevî çocuğu

     

    Bu yazımda, şöhretlerin ne denli acı çektiklerini vs. anlatmayı planlamıyorum. İşin aslı şöhretlerin değil, onları takip eden insanların ikiyüzlü bir yaşam sürdüklerini düşünenlerdenim. Eleştirilerimle birlikte, Teoman’ı sıra dışı bir duyarlığa sahip bulunan, muhtemelen iç hüznüyle başa çıkma yolları arayan bir sanatçı olarak görüyorum. Bu sebepten dolayı, ben bir şair olarak, bir şarkıcının ve söz yazarının bu duyarlıkla nereye doğru gideceğini merak ederek, onun durumunu hüzünle ve daha çok ilgiyle takip ediyorum.

    3. konser

    Teoman’ı 3. Kez dinleme şansım oldu. İlk ikisinde bira şirketlerinin sokulamamış olduğu, nezih bir üniversite ortamı olduğu için, onun şarkıları seyircilerin arasına sızmadı. Sadece Teoman alkollüydü. Dinleyiciler arasında bira servisi yapılmıyordu. Dinleyiciler gayet ayıktılar; parlayan gözleri ve kulakları fark edince, Teoman da âdeti olmadığı hâlde, sahnede küçük bir konuşma yapmış ve bir anısını anlatmıştı.

    Anlamak istediğim, ama yaşamak istemediğim şeyler

    Teoman’ı dinlerim; onun şarkı sözleri ve müziği duyumsamak istediğim, ama bizzat yaşamak istemediğim bir hayatı bana hissettirirler. O hayatı yaşamak yerine, hayalen duyumsamak işime yarar; çünkü duyumsadığımda, öyle bir hayatı neden tercih etmediğimi bilmek kolaylaşır. Zira bir şeyi neden yaptığınızı veya yapmadığınızı bilmiyorsanız, o ya bir alışkanlıktır veya inat hâlidir. Bense sebat hâlini severim. Çünkü inatla veya sadece alışkanlıkla sürdürülen tavırlar, uzun soluklu olmazlar. Ama sebat hâli, kalbinizi ve zihninizi tatmin eden sebeplere dayanır ve bu sebeplerin farkında olduğunuz sürece yolunuzda gidersiniz.

    Teoman ve kadınlar…

    Teoman, işini çok iyi biliyor; tam bir sahne adamı. Herkesi ve özellikle kadınları çok etkiliyor. Kadınların iç dünyalarını, ne denli kırılgan olduklarını, “çok kadın hiç kadındır” sözünü bilmeyen ve dolayısıyla önyüzün peşinde olan erkekler, Teoman’a gıpta ediyorlar. Ama kadınların bu kadar ilgisini çekmenin iç acıtan bir püf noktası olduğunu bilmiyorlar. Bir erkeğin kadınları bu kadar etkileyebilmesi için, onlarla çok zaman geçirmiş bulunması, onları kanıksamış olması gerekir. Bu da, bir erkeğin hayatta en merakâver-ilginç bulmacasını ve heyecanını yitirmiş bulunduğu anlamına gelir. Bir şeyler yaşamış, görmüş, artık bir süreci bitirmiş olmanız veya çok iyi bir gözlemci olmanız lazım. Teoman'ın ise sadece gözlem yapmadığı açık. Teoman’ın şarkı sözleri, bir şeylerin artık bittiğini ve geri gelmeyeceğini anlatıyor. Hayat garip, karşınızda binlerce bayan hayranınız kendilerinden geçmiş durumdalar, ama artık bunun sizin için çoğunca ticarî bir anlamı bulunmaktadır.

    Stockholm sendromu

    Teoman'ın içinde bulunduğu hayatın en büyük mağduru kadınlardır; ama onun hayranlarının çoğu da kadınlarmış. Peki kadınlar zorla mı mağdur oluyorlar? Belki hayır, ama gece hayatı, alkol, sigara ve düzensiz duygusal dalgalanmalar, kadınları daha derinden etkiliyor ve yoruyor. Aynı şeyleri, erkeklerle, aynı şartlarda ve aynı süre yaşasalar bile, hassas kadın ruh ve yapısı, erkeklerden daha çok yorulup-inciniyor. Başka bir deyişle, bu konuda bir eşitlik söz konusu değil. Aslında ve belki de müziği ve şarkı sözleri kadınların dünyasını daha iyi anlatıyor veya hayatı ancak kadınların duyumsayabileceği şekilde anlatıyor veya onların tarafından anlatıyor. Ama sonuçta, Teoman, anlattığı ve bir bakıma eleştirdiği hayatı sürdürüyor. Fakat dikkatimi çeken şey, konsere gelenlerin yaş ortalamasının düşük olduğuydu; yani yetişkin kadın sayısı pek fazla değildi. Belki de onlar, Teoman'ı daha çok kendi mekânlarında dinlemeyi tercih ediyorlardır; bilemiyorum.

    Teoman Kadınları anlatıyor, ama anlıyor mu?

    Bir insanı veya insanlar grubunu anlamayı, “onların gerçekte neye ihtiyaç duyduklarını ve neyin peşinde olmaları gerektiğini önermek olarak” düşünürsek, “Aslında Teoman kadınları anlamıyor” diyebilirim. Bir kitlenin, zaaflarını ve hayallerini bilmek veya hayatı onların duyumsadığı şekilde yorumlamak veya sunmak, onları anlamak anlamına gelmez. Onların gerçekte neye gerek duyduklarını, onların anlık neşelenme taleplerine rağmen, sabırla ve hatta bazen inatla dile getirebiliyorsanız, onları anlamış sayılırsınız. Yoksa insanların sapkın da olsa, duygularını dile getirmek ve "bakın sizin söyleyemediklerinizi ben söylüyorum" demek, onları anlamak değildir. Devamında, insanların aslında onları incitecek olan duygu ve beklentilerini doğru olanlarıyla değiştirmeye teşvik etmiyorsanız, insanları anlamış olmazsınız; onları kullanmış olursunuz. Bir yandan da Teoman'ın seslendirdiği şeyler, bireyin resmî ifadeleri değil, bazen kalbinin, bazen ruhunun çoğunlukla da nefsinin ifadeleridir.

    Teoman’ın bir diğer becerisi

    Teoman’ın bir başka becerisi de, aslında yaşaması o kadar da keyifli olmayan şeyleri, merak uyandıran bir şekilde anlatması. Bu aslında şairlerin bir özelliğidir. Sözgelimi televizyonda bir annenin ölüm haberini duyarsınız ve etkilenmezsiniz, ama Sezai Karakoç’un “Anne ve Çocuk” adlı şiirini okuduğunuz zaman, bunun ne acı bir şey olduğunu derinden duyumsarsınız. Şiir aslında konuyu hak ettiği düzeyde duyumsamamızı sağlar. Ama Teoman, bunun tersini yapıyor; yani aslında süreç veya sonuçları itibariyle tatsız olan şeyleri, aslında olmadıkları ve hak etmekleri kadar cazip bir hâle getiriyor. Siz öyle bir şey yaşasanız, belki ve aklınız varsa, Teoman’ın anlattığı acıyı duyarsınız, ama büyük ihtimalle onun anlattığı keyfi almazsınız!

    Sigara ve alkol

    Sigarası ve alkol bol olan Teoman konseri, Teoman’ın gemisini çok iyi yürüttüğünü, ama gemisinin nereye gittiğini bilmediğini veya bununla ilgilenmediğini gösteriyor.

    18 yaşından küçük yaşlardaki gençlerin de olduğu kalabalık içinde bira servisi yapılan ve bazı alkollü gençler üzerimize yıkılmasınlar diye yeğenimle sık sık yer değiştirdiğimiz bir ortamda Teoman’ı dinledik.

    Bütün bu derin duyumsamaları içinde, aslında Teoman'ında bildik bir çarkın parçası durumunda bulunduğunu, Teoman’ın melankolinin çocuğu olması yanında bira; sigara şirketlerinin manevî ve belki de malî çocuğu olduğunu bir kez daha anlamış olduk!
    ------------
    Not: Yukardaki fotoğraf, Teoman'ın muhtemelen alkolü ve sigarayı itici; kadınları da anlamlı ve özel bulduğu dönemlerden kalma bir fotoğraftır.

    Savaş ŞENEL

    İngilizce Eğitim Danışmanı

    & İletişim ve Yazarlık Koçu

    This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

    This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

    Bu yazıma eşlik eden melodiler: Teoman: “Yollar”, "Ne Ekmek, Ne de su"

    Film önerim: America’s Sweethearts (2001)

    Bu yazımla ilgili olarak kitap önerim: Hyrum W. Smith: “Roller, Değerler, Misyon”

     

    Şiir önerim: “Esrime”

    More Articles...

    Page 1 of 6

    Start
    Prev
    1