İngilizce-yabancı dil öğrenmekte neden zorlanıyoruz?

 

Uzun bir zamandır İngilizce öğreten ve bir yandan da yabancı dil öğrenen bir eğitimci olarak, bu konuda bazı problemlerin tekrar tekrar karşıma çıktıklarını görüyorum.

Aslında, hiçbir bilim dalını veya disiplini herkes tamamıyla ve başarıyla öğrenecek diye bir şey yok.  Başka bir deyişle, söz gelimi matematik dersleri alan herkes, iyi birer matematikçi olmuyor veya olamıyor. Bununla birlikte,  İngilizce veya yabancı dil öğrenek için çabalamakta olan kişilere fikir verebilmek amacıyla, ülkemizdeki yabancı dil öğretimini etkinliklerinde sık sık gözlemlediğim bazı sorunları ve onlar için önerdiğim çözümleri bu yazımla paylaşmak istiyorum: 

1. Öğrencinin hayatla ilgili vizyon ve misyonunun netleştirmemiş olması.  

Yabancı dil öğrenmek, hayatla ilgili genel beklentiler arasında yer bulan ve onlarla birlikte anlam kazanan bir etkinliktir. Hayattaki misyonunu tam olarak bilmeyen birisinin diğer etkinliklerde olduğu gibi yabancı bir dili öğrenmede de de zayıf kaldığını düşünüyorum. Kendi değerleri ve önceliklerini gerçeklemek için değil de, sadece moda olduğu veya konjuktür gerektirdiği için yabancı dil öğrenmeye çalışan kişiler, genellikle bu konuda başarılı olamıyorlar.

Bu açıdan, eğitim kurumlarında kişisel vizyon ve misyonu belirleme konusunda da eğitim verilmelidir. Yabancı dil öğrenmenin bu vizyon ve misyon içinde net bir yeri olmalıdır. Aksi halde onca emek boşa gitmektedir.

2. Konuyla ilgili hayallerin net olmayışı

 Sadece yabancı dil öğrenen kişiler için değil her türlü etkinlik için bir şart vardır: O da konuyla ilgili hayallerin olmasıdır. Burada hedeflerden söz etmiyorum, insanın zihninde oynayan hayallerden, resimler veya filmlerden söz ediyorum. Bir konuda kalpleri ve ruhları heyecanlandıran, sadece mantıksal yararlar değil o konuyla ilgili hayallerdir. Mantıklı ve gerçekçi olmak adına, heyecanını kaybetmiş bir kişi, hiçbir konuda heyecan duymaz. Ama ruhun ve kalbin harekete geçmek için ihtiyaç duyduğu enerji, heyecan duyduğumuz hayallerden gelir. Yabancı dil öğrenme konusuna tamamen mantıkla bakan kişiler, bu süreçte sıkıntı çekmektedirler. Bir yandan da, zaten bir dilin kendisi de çok mantıklı ve matematiğe benzer bir varlık değildir. Duygusal, gelişen ve canlı bir organizmadır.

Bu sebepten dolayı, eğitimciler, yabancı dil öğrenmek isteyen kişilere konuyla ilgili hayaller armağan etmeli ve onların biraz hayal kurmalarını sağlamalıdırlar.

 3. Kişinin ana dilinde yetersiz oluşu 

Bu konuya en duyarsız kitlelerden birisi, Ne yazık ki yabancı dil öğretmenleridir. Meslektaşlarımın bu konuyu yeterince önemsemediklerini düşünüyorum. Aksine öğrencilerini neredeyse kendi ana dillerine küser bir hâle getirmektedirler. Bir eğitimci olarak, alanım ne olursa olsun, öğrencinin ana dildeki yetkinliği benim de ilgi alanıma girer. Her konuda olduğu gibi yabancı dil öğrenme konusunda da inancım budur. Bir insanın yabancı dildeki yetkinliği hiçbir zaman ana dilindeki yetkinliğini aşamaz. Yabancı dil öğrenen kişiler, kendi ana dillerinde de okumaya ve dinlemeye teşvik edilmeli, gerekirse programa ana dille ilgili dersler de konmalıdır. Ana dilini iyi yazan, okuyan veya konuşan bir öğrenci yabancı dil öğreniminde de avantajlı durumdadır. Yabancı bir dil öğrenen kişiler, yabancı dildeki hedeflerinin yüksekliği ölçüsünde, ana dilde de ve hatta daha fazla yetkin duruma gelme çabası göstermelidir.  Yabancı dil kurslarında meselâ Türk klasikleri bulunmalıdır.

 

4. Öğrencilerin zayıf bir genel kültüre sahip olmaları

 

Ana dil zaafı yanında genel kültürdeki zaaf da ciddî bir sorundur. Bu yüzden yabancı dil öğretmenleri, ne yazık ki çoğu kez dil öğretiminden çok kavram öğretmekle zaman kaybederler. Hayatla ilgili ileri fikirlere sahip olmayan birisi, ne kendi ana dilinde ne de başka bir dilde ileri gidemez. Genel kültürünü geliştirmek, yabancı dilde büyük oranda yardımcıdır. Hatta TOEFL, YDS, ÜDS, KPDS vs gibi sınavlarda genel kültürün genişliği şaşırtıcı bir oranda önemlidir. Bence söz gelimi TOEFl sınavı İngilizcenizi ölçmez, hayatla ilgili birikiminizi ölçer ve bunu yapmak için kullandığı dil İngilizcedir.

Bu sebepten dolayı, yabancı dil öğretmenleri öğrencilerini okumaya ve genel konularda kültürlerini artırmaya teşvik etmelidirler.

5. Öğrenciyle öğrenmek istediği dil arasında duygusal bağ kurulmaması.

 Değişik kurslarda yaptığım görüşmelerde ve incelemelerde, öğrencilerin duygusal canlılar olduklarının göz ardı edildiğini görmekteyim. Bir insan kullandığı bardakla bile duygusal bağ kurmak ister. Kullandığımız eşyaları bile, sadece işe yararlıklarını ölçü alarak değil aynı zamanda duygularımızla seçeriz. Bu açıdan, insanlar ne kadar mantıklı olduklarını iddia etseler de, ilgilendikleri konuyla duygusal bağ kurmak eğilimindedirler. Dolayısıyla söz gelimi Çince öğrenen birisinin o dile ve kültüre duygusal bağ kurmaya ihtiyacı vardır. Bu, o ülkeye veya o dile âşık olmamız gerektiği anlamına gelmez.

Bu açıdan yabancı dil öğretmenleri, öğrencilerin öğrendikleri dile ve o dili konuşan ülkelere karşı duygusal bir ilgi kurmaları konusunda yardımcı olmalıdır. Bu amaçla, o ülke ziyaretleri veya o ülkeyle ilgili filmler seyrettirilmesi yararlı olacaktır.

6.     Heptenci olmak.

 

İngilizce-yabancı dil öğrenen kişiler heptenci davranmaktadırlar. Yani okumak, yazmak, konuşmak ve dinlediğini anlamak şeklinde verebileceğimiz 4 dil becerisinin hepsini aynı süreçte edinmek isterler. Hâlbuki bu mümkün değildir.  Böyle negatif sonuçlar veren bir heptencilik yerine, bazı dil becerilerini öncelikle hedeflemek daha mantıklıdır. Öğrenci hangi dil becerisine öncelikle ihtiyaç duyuyorsa, ona ağırlık verebilir. Mesela araştırmalar yapan bir akademisyen öncelikle İngilizce metinleri okuyup-anlayabilmeyi hedefleyebilir. Fakat kişiler, bu tür bir analizi yapmazlar ve hemen konuşmaya başlamak isterler. Hâlbuki bir dili kısa bir sürede konuşmak hemen mümkün değildir ve ondan önce bol okumak, dinlemek ve film seyretmek gerekir. Bu altyapıyı kurmaya çalışmaksızın hemen konuşmak isteyen birisi de hayal kırıklığına uğrar ve İngilizce öğrenmekten vaz geçer.

 

7. Yabancı bir dil öğrenirken hedefsiz çalışmak

İnsanlar, genellikle hedefli çalışmak fikrinden ürkerler. Çünkü hedef koymak, kişiyi bağlayan ve az-çok strese sokan bir tavırdır. Bir yandan da kişiler, hedeflerine ulaşamazlarsa hayal kırıklığına uğrayacaklarını ve sözlerini tutmamış olacaklarını düşünürler. Dolayısıyla, yabancı bir dil öğrenmek isteyen kişilerde de aynı tutum vardır. Belli sürelerde, belli sayıda kitap okumak, belli sayıda filmler seyretmek gibi konularda ve yabancı dil becerilerinde ne zaman hangi seviyeye gelecekleri konusunda hedef koymazlar. Hâlbuki gelişim gerçekleşen hedeflerle gelir. Her hedefimizi gerçekleştiremeyiz, ama hedef koymaya alışmak gerekir. Hedefsiz çalışmak, kaçak güreşmektir.

 

Hedefli çalışmak her konuda olduğu gibi yabancı dil öğrenirken de önemli bir konudur. Yabancı dil öğretmenleri, bu konuya eğilmelidirler.

 

8. Öğrencilerin yabancı dilin doğasından haberdar olmamaları

Yaşları ne olursa olsun, yabancı bir dil öğrenen kişiler, genellikle öğrendikleri yabancı dilin ve yabancı bir dili öğrenmenin doğasından haberdar değillerdir. Bu da gayet normaldir. Görevlerin ve sorumlulukların iyice arttığı bu çağda, herkes, mecburen kendi işleriyle meşguldur. Yabancı dil öğrenen kişileri, öğrendikleri dilin ve yabancı dilin doğasından haberdar etmesi gereken kişiler, yabancı dil öğretmenleridir.

 

Yabancı bir dilin ana dilimiz olan Türkçe’ye benzemek zorunda olmadığını, o dilde filmler seyretmenin, metinler okumanın gerekliliğini anlatması gereken kişiler yine öğretmenlerdir. Öğrenciler, bunların farkında olamayabilirler veya düşünemeyebilirler.

 

9. Odaklanamamak

Odaklanma güçlüğü ne yazık ki çağımızın hastalığı haline gelmiş durumdadır. Bu sorun, hayattaki önceliklerinizin net olmayışı gibi zihinsel konulardan kaynaklanabileceği gibi zaman yönetimini bilmemek gibi teknik konulardan da kaynaklanabilir. Öğrencilerin ve eğitimcilerin “odaklanamama” sorunu üzerinde ciddî olarak düşünmeleri gerekir.

 

Bu açıdan, hedefli ve odaklı çalışma konusunda da öğrencilere bilgi ve moral desteği yapmak gerekir.

 

10. Kaynaklarda boğulmak:

İngilizce öğrenmekte olan kişilerde gördüğüm başka bir tavır da, durmadan kaynak toplamaktır. İlkel de olsa, bir sistemi takip edip devam etmek yerine, bir sürü kaynak toplarlar; sonra da bu kaynaklarda veya internette boğulurlar. Bundan kurtulmak için bir dersaneye devam etmek, özel ders almak ve günlük hayatta ise, sesli dokumanlar, hikâye kitapları ve filmlerle düzenli olarak beslenmek yerinde olur.  

 11. Öğretmenlerin, yabancı dil öğrenme sürecini yaşamamaları:

Yabancı dil öğretmenleri genel olarak ikinci bir dil bilmezler. Aslında, bu durum, bence öğrenciyi etkileyen bir konudur. Yabancı dil öğrenmenin zor olmadığını söyleyen ve bu konuda yeterince donanımlı olan birisi, neden yıllardır tek bir dille yetinmiştir? Söz gelimi, bir İngilizce öğretmeninin İngilizce biliyor olması artı bir puan değildir. Zaten mesleği budur. Fakat bir mimarın kendi mesleği yanında, İngilizce öğrenmeye çalışması artı bir puandır. Yabancı dil öğreten birisinin ikinci bir dil öğrenmeye çalışması, öğrenciyi daha iyi anlaması konusunda yardımcı olur diye düşünüyorum. Öğretmeninin de kendisi gibi yabancı bir dil öğrenmek için çalıştığını gören bir öğrencinin de konuya karşı daha heyecanlı yaklaşacağına inanıyorum.

12. Yabancı dil öğretiminde araç ve gereçlerin kullanılmaması, bu konunun önemsenmemesi

Ne yazık ki yabancı dil öğretmenleri, çoğu zaman “kahraman rolüne” soyunmaktadırlar. Öğrenciler, öğretmenden başka kaynak tanımazlar, yabancı dilde filmler seyredebileceklerini veya ses dosyaları dinleyebileceklerini ve bu şekilde her yerde yabancı dil öğrenmeye devam edebileceklerini bilmezler. İstisnalar dışında yabancı dil kursları veya okullar mobilyalara yatırım yaparlarken, kitaplıklara veya araç-gereç arşivine yatırım yapmazlar. Hâlbuki kurum imkânlarını kullanarak yabancı dilini geliştiren öğrenciler, kendilerine bu ortamı gördükleri kuruma daha çok öğrenci getirecektir. Öğrencilerini araç ve gereçlerle desteklemeyen bir yabancı dil kursunun veya okulun, İngilizce veya yabancı dil öğretmek konusunda samimî olduğunu düşünmüyorum.

 

Bu sebepten dolayı, yabancı dil öğreten kurumların DVD filmler, sesli yayınlar ve yabancı dilde yayınlar bulundurmalıdırlar ve öğrencilerini bunları kullanmaya teşvik etmelidirler.

 13. Eğitim sisteminin öğrencilerin algı sistemlerine göre yapılanmayışı

Ülkemizde ve dünyanın bir çok yerinde, belli bir sayıda öğrenci ortamda ve aynı tarzla öğrenmeye zorlanmaktadır. Hâlbuki insanların öğrenme tarzları ve algı sistemleri farklıdır. Bu durumda kendi öğrenme tarzına göre ders almayan kişiler, bir tür “körlük” veya “sağırlık” yaşamaktadırlar. Bu sistemin değişmesi çok zaman alabilir. Bu açıdan hiç değilse ders dışında, öğrencilerin kendi algılarına göre kullanabilecekleri yöntemler ve araçlar tavsiye edilirlerse, bu durum dengelenebilir.

 

Bazı öğrenciler, dinleyerek bazıları da seyrederek öğrenmeye meyillidirler. Bu konuda çalışma yapılmalı ve öğrencilerin algı sistemlerine ve kişiliklerine göre filmler, ses dosyaları, kitaplar ve benzeri araçlar önerilmelidir.

 14. Kurslarda veya üniversite hazırlık okullarında danışmanlık sistemi yoktur:

Yabancı dil kurslarında ve bu yönde eğitim veren okullarda sağlam bir danışmanlık sistemiyle öğrencilere bilgi verilmeli ve vizyon, misyon, haller, hedefler, yabancı dil öğrenirken ders dışında kullanılabilecek Ipod, DVD çalar vs gibi araçlar ve benzeri konularda öğrenciye danışmanlık yapılmalıdır. Öğrencinin bu konulardan haberdar olması, bu konuların n denli önemli olduklarını farketmiş olduğunu göstermez veya yetişkin de olsalar öğrenciler bir denetlemeye ihtiyaç duyarlar. Danışmanlık konusunda elemen istihdamı bir masraf olarak değil, kurum için bir yatırım olarak görmelidir.

Savaş ŞENEL

İngilizce Eğitim Danışmanı

& İletişim ve Yazarlık Koçu

This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

Bu yazıma eşlik eden melodi: Nato:  "Chor Javon"

Film önerim: Beauty and the Beast (1991)

 

Kitap önerim: Nermi UYGUR: “Dilin Gücü”

Konuyla İlgili linke ulaşmak için bu satırları tıklayınız: www.dilfelsefem.blogspot.com